27 Aralık 2013 Cuma

Sıkıldım....

O kadar sıkıldığımı hissediyorum ki her şeyden, herkesten... Kendi kendime, yalnız kalma isteği öylesine gelip içime oturmuş durumda ki... Evde bir başıma günlerce kimseyle konuşmadan kalabilirim gibi hissediyorum... 

Yapmam gereken onca şeyin arasında yine senin düşüncenin gelip içime oturması inan bana hiç hoş olmadı... Bir sen eksiktin denir ya gerçekten de tam olarak öyle...

Bazen birini seversiniz, onu düşünürsünüz ama bilirsiniz olmayacak.. Hatta adınız kadar eminsinizdir bundan ama kendinizi düşünmekten geri alamazsınız... Kendinizi başka şeylerle meşgul etmeyi denersiniz, başka şeyler düşünmeye çalışırsınız ama olmaz.. Gördüğünüz en ufacık bir an bile sizi allak bullak etmeye yeter.

Ben uzun zamandır aslında yaşıyorum bunu.. Ama kendime itiraf edemiyorum belki de...

Biri şöyle yazmıştı : "Siz hiç dokunmadığınız bir insana sarılmayı özlediniz mi ? Ben özledim, hemde çok.." Evet ben tam olarak bunu hissediyorum..







Bugünlerde bu şarkı bana iyi geliyor.. 

Ben çok özledim.....




25 Aralık 2013 Çarşamba

Bu dünya ne sana ne de bana kalmaz....

Bugün benim için çok garip şeylerin olduğu bir gün oldu.. Daha önce böyle olmayan bir şeyler... Bugün sadece yaşadıklarımdan ve hissettiklerimden kısaca bahsetmek istiyorum... Bir nevi dertleşme gibi düşünülebilir...

Birisini tanıyorsunuz ama aslında tanımıyorsunuz. Anlamadınız dimi sizde? Bende anlamadım gerçekten,anlamlandıramadım..

Tanıyor muyum tanımıyor muyum bende emin olamadım.. O an ne düşünmem gerektiğini ne hissetmem gerektiğini bilemedim.. Belki de bir şey hissetmememdendi bu ikilem..

Bundan birkaç yıl önce olsaydı kesinlikle bugün olanlar için delirebilirdim.. Zaman her şeyin ilacıymış gerçekten yaşayarak gördüm...

İnsanlar acı gerçekleri acıyarak öğrenmek zorunda kalabiliyorlar.. O an kendi kendime düşündüm; benimle olan ne var şu an diye... Cevabı basitti, tahmin ettiğiniz gibi..

O günlerde tahmin bile edemezdim karşı karşıya oturacağımızı... Bugünü yaşayacağımı... Aslında oradaki herkesi gıyabında tanıyordum ama o başkaydı, bambaşkaydı....

O kadar imkansız ki her şey... Her neyse ben bugün bir tanıdığımızın kınasına gittim ve bunları yaşadım enterasan bir şekilde...

Her şey ne kadar boşmuş....



20 Ağustos 2013 Salı

Bazen bilirsin işte......

Bazen bilirsin... Bilirsin işte, ilk gördüğünde... Anlarsın ilk bakışında o olduğunu... 

Hislerini direkt dile getirmesen de O'dur... Ne o söyler ne sen.... Yan yanasınızdır.... Dip dibe...... O kadar çok yaşanmışlığınız olur ki kısa zamanda şaşırıp kalırsın... Sadece yaşarsın o andan sonra.... Onun yanında olması bile yeter senin için... Dile getirilmese de hissedersin, bilirsin işte...

Birlikte yapar olursunuz pek çok şeyi... Hem de zevk alarak.... Ama işte....

Kendini uzak tutmaya çalışırsın, yalnız kalmaya çalışırsın... Geri çekersin belki ama olmaz işte.... 

Sana gelir o.... Yanında olmaya çalışır, birlikte vakit geçirmeye çalışır.... Görürsün ama olmaz işte... Bir sürü neden gelir doluşur kafanın içine... O an dersin olmaz.... 

O yokken keşke olsun dersin ama dile getiremezsin... Olmayacağını biliyorsundur ve sessiz kalmak zorunda hissedersin kendini...

Çok uzun bir süre konuşmazsın, sırf onu incitmemek için... Sonra bir an gelir ve tekrar konuşmaya başladığında aslında görürsün ki her şey aynı onun için, peki ya senin için? Ne hissediyorsun bunu anlaman gerekir.....

Bambaşka hayatlarınız vardır.. Senin hiç bilmediğin... Herşeyiniz bambaşkadır... Siz bambaşkasınızdır... İşte bundan korkarsın, bu yüzden geri çekersin kendini....


Belki de bu geri çekiş onun seni ne kadar çok özlediğini söyleyene kadar devam edecektir, bilemezsin ki......





11 Ağustos 2013 Pazar

Part 1 : Defne küçük bir kız çocuğu.....

Defne daha küçücük bir kız çocuğu.... Yeni yeni konuşmaya başlayan, bıcır bıcır, mutlu, hayat dolu bir kız çocuğu...

Masal, Defne ile bir yolculuk esnasında trende karşılaşmıştı..

Masal'ın zaten küçük çocuklara, bebeklere sevgisini, ilgisini bilmeyen yoktu çevresinde... Nerede bir çocuk ya da bir bebek görse ilgilenir, onlarla arasında gizli bir bağ kuruverirdi.... Pek çok kişinin onun bu yönünü içten içe kıskandığını hissediyordu....

Masal, bayram için gitmişti o güzel şehre... Bayram bitmiş ve artık dönüş vakti gelmişti. Dönüş yolu her zaman ki gibi ona zor geliyordu. O şehre ilk gidişiydi ama bir tarafını orada bırakıp dönecekmiş gibi hissetmeye başlamıştı daha en başından.. Ve öyle de oldu. Yaşanmışlıkları, anıları, hasretleri içinde düğümlenmişti.. Sessizce bindi trene, ardına bakmaya cesaret bile edemeden. Biletine baktı, koltuk numarasını tekrar hatırlamaya ihtiyacı vardı o an çünkü...  Yerine geçip, oturdu.. Düşünceler tek tek gelip kafasını kurcalamaya vakit kaybetmeden başlamışlardı. Çevresinde kim var kim yok ayırt bile edemiyordu o an. Zaman durmuştu sanki sadece düşünceleri yaşıyor gibiydi. Dalıp gitmişti düşüncelerine....

İşte o an küçük bir kız çocuğunun sesiyle irkildi.. Öylesine heyecanla bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ki bu küçük kız, Masal onu nasıl fark etmediğine şaşırdı.. Diğer çocuklarla olduğu gibi ilgilenmeye başladı, bu küçük kız çocuğuyla da..

Bu sevimli küçük kız çocuğunun adı Defne idi. Öylesine sevimliydi ki Defne... İnsana her şeyi unutturabilme büyüsüne sahipti adeta... Masal için de öyle olmuştu. Defne ile ilgilenmeye başladıktan sonra tüm düşünceler uçup gitmişti aklından.. Sadece bu güzel kız çocuğunun anlatmaya çalıştıkları doldurmuştu aklını...

Defne de Masal'ı sevmişti.. Hiç yabancılık çekmemişti Masal'ın yanında. Masal'a tün yolculuk boyunca birşeyler anlatmaya çalışmıştı Defne... Masal'ın onunla hiç dikkati dağılmadan ilgilenmesi, onun istediklerini yapması da Defne'yi çok mutlu etmişti.

Defne küçük bir kız çocuğu...

Çevresindekilere acıları, üzüntüleri, kederleri, kısaca her şeyi unutturabilen bir kız çocuğu....

Masal'da iz bırakan bir kız çocuğu....

Musmutlu Bayramlar!!

2013 yılınında on bir ayın sultanını Ramazan ayını da geride bıraktık.... Acısıyla tatlısıyla bir sürü şey kaldı ardımızda....

Veee geldik bayrama... Küçükken bayramları çok severdim. Evet, şimdi de seviyorum ama daha buruk geçiyor artık bizim bayramlarımız.... Özellikle tonton anneannem vefat ettikten sonra bir tarafımız hep eksik gibi....

Küçükken bayramlarda en çok sevdiğim şey, tüm ailenin bir araya gelip koskoca bir masa etrafında yenen yemeklerdi... Ne yazık ki o yemekler artık eskisi gibi o koskoca masalarda kalabalık yenmiyor... Kırgınlıklar, küskünlükler insanoğlunu yakaladı mı bırakmıyor sanırım.... Ama yine de hala ailemiz 'biz' olabiliyor ve bu da bize yetiyor.....

Bugün gerçekten benim için çok önemli ve değerli olan arkadaşım N.Ç. ile buluştum ve onunla konuşmamızın ardından tekrar yazmaya, bloga geri dönmeye karar verdim aslında..... Sanırım ona bir teşekkür borçluyum bu anlamda.... N.Ç., teşekkür ederim, iyi ki varsın....

Geç yayınlanan bir post olsa da paylaşmak istedim, o günün anısı canlı tutabilmek için.....

Yazım tarihi : 09/08/2013

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Bugün Günlerden Arefe

O kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı ya da belki yazamayalı... Aslında yazmak istediğim, yazmayı düşündüğüm o kadar çok şey oldu ki ama elim gitmedi bir türlü ve yazamadım... Ama bugün belki de her şeye yeni bir başlangıç yapılması gerektir.....

Yarın Ramazan Bayramı, e bugünde doğal olarak Arefe... Bugün günlerdir istediğim şey gerçekleşti ve ben için için öylesine mutluyum ki.... Belki öyle abartılacak bir durum yok ama ben mutluyum ve huzurluyum... Bu bence yeterli...

Bazı şeyler, bazı aşklar, bazı yaşanmışlıklar üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin unutulmuyor... Rüzgar küllerini bir türlü alıp götürmüyor, bir türlü atamıyorsunuz içinizden.... İşte tam da öyle bişe...

Bu bayram belki de her şey bambaşka olur, kim bilir?

Şeker tadında bir bayram diliyorum herkese.......

17 Mart 2013 Pazar

Herkesten biraz...

Her şey, herkes yapmacık gelmez mi kimi zaman gerçekten?! Şöyle bir durumlardan, olaylardan uzaklaşıp baktığınızda aslında her şeyin ne kadar samimiyetsiz olduğunu görmeniz ne kadar da mümkün olabilir aslında...

Kıskançlık, çekememezlik değil mi her şeyin temelinde yatan şey gerçekte?! Kendimizi hep üstün görme isteğinden kaynaklanmıyor mu?! Hep bir bencillik sarmış etrafımızı, bu halde yaptıklarımızla bir başkasına zarar verip vermediğimizi göremiyoruz bile.. Peki ama neden hep bencilce hareket eder ki insan?! Neden kendini hep bir aşağıda görüp, ne yapacağını bilmez şekilde eli ayağına dolaşır içindeki hırsla, kötülükle.. Aslında gerçek zararı kendine vermek değil midir bu?!

Yapmayın ya yapmayın.. Gerçekten ne kendinize zarar verin ne de bir başkasına.. Kendi yolunuzda yürümeyi öğrenin, zor da olsa yolun kenarındaki çizgilerden dışarı çıkmamayı.. Üzmeyin karşınızdakileri, bencil olmayın, bilmişlik yapmayın.. Cesur olun, hayatın size verdikleriyle yüzleşmekten korkmayın.. Elinizdekilerle yetinmeyi, mutlu olmayı bilin.. Hayattan hep daha fazlasını isteyip, bunu yaparken de başkalarını ezip geçmeyin, onlarla, onların duyguları ile oynamayın..

Cesur ve dürüst olun!!

1 Mart 2013 Cuma

Sonsuz-Aşk Part 6

"Sonsuz için çok kalabalık bir ortamda bile kendi kabuğuna çekilip, Aşk'ı düşünmeye başlaması artık yabancı bir duygu olmamaya başlamıştı.. Sonsuz, farkında olarak yada olmayarak bunu sürekli yaşar olmuştu.. Aslında Sonsuz'un aklında, çevresinde onu meşgul edebilecek o kadar çok şey vardı ki ama o hepsinin, her şeyin üstünü örtüp Aşk'ı düşünmeyi seçiyordu.. Aşk'ı gerçekten çok seviyordu ve bunu tüm iliklerinde hissediyordu, Sonsuz...

Geldikten sonra pek çok şey yaşamışlardı.. Bir sürü anı biriktirmişlerdi.. Sonsuz, kimi zaman mutluluğu doruklarda yaşamış kimi zaman çaresizlikten en dipte olduğunu düşünmüştü.. Herşey Aşk'la var olmuştu Sonsuz için.. Sonsuz, sevgisine sahip çıkabilmek için tüm benliği ile savaşmıştı ve savaşmaya da devam ediyordu...

Sonsuz, Aşk için başka, farklı olmak istiyordu. Aşk'ın daha önce yaşamadığı şeyleri yaşatmak istiyordu ona.. Bunun içinde sürekli farklılıklar yaşatmaya çalışıyordu Aşk'a.. Sıra dışı, benzersiz şeyler bulmak için çabalıyordu.. Yaptıklarının sonunda Aşk'ın yüzündeki o mutluluk ifadesini görmesi, işte o her şeye bedeldi Sonsuz için.. Çünkü yaptıklarının hiç birini karşılık bekleyerek yapmamıştı.. Sadece Aşk'ı mutlu etmek istiyordu ve bunu başardığını gördüğünde Aşk'tan en büyük hediyeyi almış oluyordu aslında..

Sonsuz'un sevgisi derinleştikçe paylaşamaz olmuştu Aşk'ı.. Kıskanıyordu her şeyden, herkesten.. Kimi zaman merakına, kıskançlığına yenik düşüp sorguluyordu Aşk'ı.. Peki ya sormadıkları, içinde kalanlar.. 

Her anını Sonsuz, Aşk ile geçirebilirdi.. Her gün onu görebilirdi, sıkılmadan, usanmadan.. Her gün paylaşımlarına yenilerini ekleyebilirdi.. Sonsuz, Aşk için her şeyi yapabilirdi...

Sonsuz'un aşkı Aşk onun hayatında olduğu sürece Sonsuz Aşk'a dönüşebilirdi.. Sonsuz, Aşk'ı sonsuza kadar sevebilirdi... Bu yüzden Sonsuz Aşk'ı yaşatmak için her şeyi yapabileceğini biliyordu...

Çünkü Sonsuz, Aşk'ı gerçekten çok masumane ve içten seviyordu.. Hiçbir çıkarı, beklentisi, planı olmadan hemde.. Sadece gerçekten çok SEVİYORDU..."

19 Şubat 2013 Salı

Sonsuz-Aşk Part 5

"Geri dönüş vakti sonunda gelip çatmıştı, evet artık geri sayımlar bitmişti ve Sonsuz aylardır görmediği Aşk'ı sadece saatler sonra görebilecekti..

Sonsuz,dönüş gününden bir gün önce Aşk'ı arayıp o gün için plan yapmamasını istemişti.. Gelince Aşk'ı görmek için can atıyordu ve bu yüzden zaman kaybetmeden hemen görüşmek istiyordu. 

5 Ekim 2012 özel ve önemli bir gün olarak Sonsuz'un aklına kazınacaktı.. Aşk'ı öylesine özlemişti ki, artık özlemini içinde taşıyamaz olmuştu.. Aklında sadece Aşk'ı görme fikri vardı.. Sadece aylardır görmediği Aşk'ı görme ve ona dakikalarca konuşmadan bakma isteği ile buluşma anına kadar savaşmak zorundaydı..

Ve o an gelmişti, Sonsuz Aşk'a kavuşmuştu.. Ama o zamanlar bilmiyordu bu kavuşmanın sadece kendisi için bir öneminin olduğunu ve aslında Aşk için kendisinin herhangi bir anlamı olmadığını.. Tüm bunları zamanla öğrenecekti Sonsuz.. Hayat bu acı gerçekleri Sonsuz'un yüzüne birer tokat gibi yavaş yavaş, Sonsuz'un canını yaka yaka vuracaktı.. Sonsuz'un elinden hiç bir şey gelmeyecek ve sadece hayatın ona sunduklarını istemeyerek yaşamak zorunda kalacaktı!

O gün o kadar eğlenmişlerdi ki.. Gerçekten özlemini bir parça da olsa dindirebilmişti bu kavuşma Sonsuz'un.. Aynı şey Aşk için de geçerli miydi, hep bir muammaydı..

Sonsuz her yaşadığını, her hissettiğini Aşk'a açık yüreklilikle söylemişti.. Ama Sonsuz, Aşk'ın kendisine bu kadar açık olmadığını biliyordu, en önemlisi de hissediyordu.. Çünkü tıpkı puzzle parçalarındaki gibi hep bir eksik çıkıyordu.. Bir yerler eksik, boş kalıyordu ve Aşk hiç bir zaman bu eksikliği, boşluğu doldurmak için çabalamamıştı..

Aşk, Sonsuz'un çabalarını görüyor muydu bilinmez ama Sonsuz, Aşk'a hissettiklerini anlattığı andan itibaren sevgisine hep sahip çıkmıştı.. Buna karşılık Aşk, rahatlığından asla ödün vermemişti.. Aşk, Sonsuz için hiç bir şey yapmamıştı, yapma gereği duymamıştı belki de.. Sonsuz, sevgisi için ne kadar çırpınıyorsa, Aşk da bir o kadar umursamaz davranıyordu.. 

Sonsuz içindeki sesi dinliyordu ve hissettiklerinden emin olduğu için, Aşk'ı gerçekten sevdiği için onunla, sevdiği adamla sevgisi için kavga bile ediyordu.. Aşk ile sevdası için adeta savaşıyordu.. Ama sonradan fark edecekti aslında Sonsuz, Aşk için sadece bir HİÇ'ti..."

30 Ocak 2013 Çarşamba

Sonsuz-Aşk Part 4

          "Onsuz, ondan uzakta geçen her gün öylesine zor gelmeye başlamıştı ki Sonsuz'a hatta bazen günler bitmek bilmiyor diye içten içe hayıflanıyordu..

           Yeni dünyasına alışmıştı oysa ki.. Ama kalbinde, aklında hep bir eksiklik hissediyordu, hep bir yarısını geride bırakmışlık hissi gelip oturuyordu içine, en olmadık zamanlarda.. Aslında onu meşgul edebilecek o kadar çok şey vardı ki çevresinde, istediği anda onlara kapılıp kendini zamanın hızlı akışına bırakabilirdi.. Ama yapmıyordu, yapmak istemiyordu belki de.. 

          Onun sesini duymak, onunla konuşmak için çoğu zaman kendisi fırsat yaratır olmuştu Sonsuz.. Bildiği bir tek şey vardı 'gözden uzak olan gönülden de uzak olur'.. Hayatında yaşadığı en uzun ilişkisinde deneyimle öğrenmişti bunu. İşte bu yüzden bir an önce dönmek istiyordu. Tuttuğu günlükte her gün sayfalarca Aşk'tan söz eder olmuştu.. O gün ne konuştuklarını, ona olan sevgisini, her şeyi.. Bunlardan Aşk bihaberdi o zamanlar. Sonsuz içinde yaşıyordu bu büyük sevdayı.. Aşk'a duygularını, hissettiklerini dönünce, onun gözlerinin içine bakarak söylemeyi planlıyordu..

          Yalnız kalıp, düşünmek için çok zamanı olmuştu Sonsuz'un.. Aşk'a olan duygularının tam olarak ne olduğunu, neyle bu duyguları anlatabileceğini, kendine itirafı gerçekten uzun zaman almıştı.. Hep kafasının bir köşesinde,

'Gerçekten seviyor muyum?'

sorusu vardı.. Günlerce bu sorunun cevabını aradı Sonsuz.. Hislerinden emin olmadan ümit vermek istemiyordu çünkü Aşk'a.. 

          Öyle değişik şeyler yaşadı ki Sonsuz.. Tek başına yaşamını sırtlanmanın ne demek olduğunu öğrenmişti.. Oradayken yaşayabileceği pek çok şeyden kendini çekti, Aşk'a karşı bu kadar yoğun şeyler hissederken ondan uzakta onun haberi olmasa bile ona ihanet etmek istemiyordu.. Bu yüzdendi belki de yaşayabileceği pek çok fırsatın eline geçtiği sırada böylesine Aşk'ı araması, onun sesini duymaya ihtiyaç hissetmesi.. Ne olursa olsun hiç bir zaman ona sadakatsizlik etmemişti ve içi rahattı bu yüzden..

          Aşk'ın da hayatında pek çok şey olmuştu bu süre zarfında.. Talihsiz kazalar yaşanmıştı.. Sonsuz, Aşk'tan bunları öğrendiğinde, Aşk'a destek olabilmek için yanında olmayı ne de çok istemişti o günlerde.. Elinde fırsatı olsa atlayıp uçağa gelmeyi, Aşk'a destek olmayı nasıl da düşünmüştü.. Bu çok zordu, Sonsuz bunu biliyordu ve bu açığı konuşarak kapatmaya çalışıyordu.. Aşk kendini yalnız hissetmesin diye çabalıyordu, aralarında onca mesafe olmasına rağmen.. Yaptıklarını herhangi bir karşılık bekleyerek de yapmıyordu üstelik.. Belki aynı durumda Sonsuz olsa, Aşk kılını bile kıpırdatmayacaktı.. Ama o an bunları düşünmüyordu bile.. Sonsuz, sadece Aşk'ın yanında olmayı,onun kendini yalnız hissetmemesini ve ona hep olacağını hissettirmeye çalışıyordu sadece.. Sevgi, zaten zor günlerde bile insanın sevdiğinin yanında olması değil miydi? 

         Ne olursa olsun Sonsuz, Aşk'ın hep yanında olmuştu ve olacaktı da.. Ona hissettikleri kalbinin sesini dinlemesini söylüyordu ve Sonsuz bu sefer bunu yapacaktı.. Aşk'a ne olursa olsun hep destek olacaktı..." 

29 Ocak 2013 Salı

Es... Sonsuz-Aşk Part 3

"Onunlayken şarkılar öylesine anlam kazanmıştı.. Sanki sessizliği yırtan birer kahkaha gibi olmuştu Sonsuz için. Tıpkı yokluğu acı verirken varlığı huzur veren sevdalıların birbirine kavuşması gibi.. Şarkılar bağımlılık yapmıştı Sonsuz'a belki de.. Ama yaşayarak öğrenecekti, aslında o şarkıların zamanla ona acı ile dolu tarifsiz bir duygu karmaşasına sürüklediğini.. 

Sonsuz, bu şehri terk etmeye hazırlanırken kulağında Aşk'ın, 

'Gitme, boşver..'

deyişi çınlıyordu.. Gerçekten hissederek mi söylemişti bu iki kelimeyi Sonsuz'a yoksa sıradan bir şekilde konuşma anında ağzından mı dökülmüştü? Sonsuz bu sorunun cevabını asla öğrenemeyecekti.. Asla gerçekten duymak istediklerini, hissettiklerini Aşk'tan duyamayacaktı.. Aralarındaki bu isimsiz yakınlık yine ikisinin arasında bir sır olarak onlarla mezara gidecekti belki de..

Gerçekten de dışarıdan bakıldığında iki yabancıdan farkları yoktu oysa ki yan yana geldiklerinde birbirlerinden ayrılamayacak derecede bir yakınlıkları vardı.. Zamanın donmasını ne kadar da çok istemişti Sonsuz, Aşk'ın yanındayken.. Çünkü ona verebileceği sevgisini en iyi birlikteyken gösterebiliyordu Sonsuz.. 

Sonsuz'un yaşadıklarını dile getirmesi, en başta kendisine itiraf etmesi ne kadar da zaman almıştı.. Ne uzun geceler düşünmüştü, Aşk'a olan duygularının ne anlama geldiğini.. Evet, seviyordu ama bunu pek çoğumuz gibi gösteremiyordu.. Zamanla sevdasını içinde, kendi kendine yaşamasının daha iyi olacağını da öğrenecekti..  Acı deneyimler sonucu aslında sevgisini haykırmasının ona mutluluk değil, aksine üzüntü getirdiğini görecekti.. 

Evet, çok seviyordu Aşk'ı.. Onun için pek çok şeyi yapabilecek kadar, hatta onun için pek çok şeyden vazgeçebilecek kadar seviyordu.. Sonsuz yanında Aşk varken kendisine bambaşka bir şekilde güveniyordu.. Gözünü karartabiliyordu, o yanındayken her şeyi yapabileceğini hissediyordu.. O yokken yanında kanadı kırılmış kuş gibi uçan diğer kuşları sessiz sedasız sadece izleyip, gizli gizli göz yaşlarını tutamadığı o anlarda hissettikleri bunu tam da doğrular gibiydi.. Onsuz kendini eksik hissediyordu, bir parçası çalınmış gibi..

Valizini toplarken dudağında o şarkı vardı Sonsuz'un.. Son görüşmelerinde birden radyoda çalmaya başlayan o şarkı için Sonsuz,

'Bu şarkıyı her dinlediğinde beni hatırla..'

diye söyleyivermişti.. Nasıl olduğunu anlamadan, aniden dökülmüştü dudaklarından bu sözler.. Evet, artık gidiyordu.. Uzun zamandır gitmek istediği yere ama ardında Aşk'ı bırakarak..

Ayrılıklar her zaman içini acıtmıştı Sonsuz'un ve bu sefer yine veda zamanı gelip çatmıştı.. Aşk'tan çok uzağa, bambaşka bir dünyaya, daha önce tanık olmadığı şeyleri görmeye gidiyordu...

Kendine verdiği sözleri de yanına alarak, onları bir demet halinde uçağın yavaş yavaş havalanmasının ardından gökyüzüne bırakıvereceğini bilmeden gidiyordu...."



28 Ocak 2013 Pazartesi

Mandalinalar..... Sonsuz-Aşk Part 2

"Onunla birlikte anlam kazanmıştı bu şarkı benim için.. Ben onu koymuştum şarkıya yaşayan ve yaşatan olarak... Belki de dile getirilmeyen pek çok duyguyu anlatıyordu bu şarkı onun için..

Bir gün ansızın dinletivermişti bana, beklemediğim, ummadığım bir anda.. Tıpkı hayatıma girişi gibi ansızın..O günde birbirimize yakın olduğumuz ender günlerdendi, o gün ben onda gerçek onu görmüştüm.. Karşımdaydı ve her şeyiyle benliğini açmıştı bana... O benliği aklıma girmişti belki de.. Kim bilir hep öyle olduğunu düşünmüştüm bir an, olamaz mı? Nereden bilebilirdim ki daha o an hayatının tek düze olmadığını, tıpkı yaşayan bir fay gibi her saniye değiştiğini...

Oysa ben alışkın değildim daha öncesinden böyle gel-gitli yaşamlara.. Belirsizlikler, ismi konulmamış ilişkiler olmamıştı daha öncesinde benim hayatımda.. O güne kadar her şey kararlı bir şekilde takip halindeydi hayatımda.. Ta ki ona aşık oluncaya kadar.. İsmi gibi gerçekten taşıyabilir miydi o da aşkı diye geçirmeden edemiyordum aklımdan..

Onun hayatıma girmesiyle tüm bildiklerimin aslında bilmediklerim olduğu gerçeğini vurmuştu yüzüme.. Her şeyi anlık yaşamaya başlamış, anlık zevklerle mutlu olmayı öğrenmek zorunda bırakılmıştım onun tarafından.. Şikayetçi değildim bu durumdan. Ondan öğreneceğim ve o güne kadar öğrendiğim şeylerin benim hayatımı nasıl değiştirebileceğini yaşayarak deneyim edecektim artık.. Zaman onun için akmaya başlamıştı ve ben sadece arkasından sürükleniyordum.. Kimi zaman taşlara, engellere takıla çarparak kimi zaman suyun hızıyla kendimi akışa bırakarak.. Zorlama değildi bu durum benim için, yavaş yavaş aşık olduğum adama adım adım yakınlaşmamdı belki de...Hayat, onu takip etmem için bana hükmediyordu adeta, onun yanında kendimi ona bırakmam gerektiğini de kulağıma fısıldamayı unutmadan.. Her gün birer adım daha yakınıma gelmişti, hayatıma gün be gün giriyordu ve ben buna ne engel oluyordum ne de itiraz ediyordum.. Engel olmayı, hayır istemedim ki zaten, belki de onun hayatıma böylesine yavaş ve sıra dışı girmesi beni ona daha çok bağlayan nedenlerden biri olmuştu.. Ona her baktığımda gün geçtikçe kendimden birer parça görmeye başlayacaktım çok geçmeden..

Bu şarkıyı ben bizim şarkımız olarak o günden sonra çoktan kaydetmiştim zaten zihnime..."
     
               
           Sonsuz böyle not etmişti o şarkı kulağına çalınırken duygularını.. Aşk'a olan aşkını ilk kez kelimelere dökmüştü.. Aşk'ın onun hayatında ne kadar önemli olduğunu henüz çok da farkına varmadan, masumca yazıya aktardığı cümleleriydi bunlar.. Aşk, Sonsuz'u belkide sonu bilinmeyen bu sevda yoluna bilerek peşinden sürüklemişti.. Sonsuz buna hayır bile demeden sadece Aşk'ı takip etmişti...




27 Ocak 2013 Pazar

Sonsuz-Aşk Part 1

Yazmak istediğim bir hikayem var benim.. İçinde sen ve ben olduğu.. Bizi anlatmak istiyorum.. Evet evet bizim hikayemizi yazmak istiyorum. 
Adını belirledim bile daha şimdiden "sonsuz-aşk"...
Bizim hikayemiz çok oldu başlayalı.. Herkesin bu hikayeyi okurken kendinden bir şeyler bulmasını, bir solukta okumalarını diliyorum içimden.. Bir başlangıç yapmalı o halde artık...


         "Sonsuz, Aşk ile tanışalı bir yılı geçkince bir süre olmuştu.. Aralarındaki şeyin ne olduğuna karar verememişti Sonsuz, ilk tanıştıklarında.. Hiç aklına dahi gelmemişti Aşk'ın kendisi için günün birinde bu kadar önemli ve değerli olabileceğini.. Öncesinde çok denemişti.. Hayatına giren erkeklerin hiç birisi Aşk gibi olmamıştı Sonsuz'un.. Bu yüzden Aşk'a karşı hep çekimser, korkak davranmıştı başlarda. 

          Yuvasından ayrılmış bir kuş gibi uçarken oraya buraya çarpmaktan öylesine korkuyordu ki.. Hayat ona acı deneyimler yaşatmıştı, asıl bundan kaynaklanıyordu korkusu da.. Çok incinmişti kısacık hayatında ve karşısındaki adamı bu sefer kendisi incitmek istemiyordu. Adımlarını dikkatli, yavaş ve emin atmak istiyordu.

          Hayatına giren bu yabancıya ilk başlarda bilmiyordu bile nasıl hitap edeceğini.. Ne demesi gerektiğini, nasıl davranması gerektiğini... Öğrenecekti o da bir süre sonra kalbinin sesini dinlemesini.. İçinden nasıl geliyorsa öyle davranmak onun için zordu ilk başlarda.. Karşısındaki yabancıdan ürküyordu belkide..

          Hayatına giren diğer adamlar getirmişti onu bu hale. Onlar öğretmişti insanlara hemen güvenmemek gerektiğini ve her ne olursa olsun bir mesafe bırakmasının şart olduğunu. 

          Sonsuz, Aşk'a bir yakınlık hissetti onu ilk gördüğünde.. Daha yeni tanıştığı bu adam başkaydı onun için. Konuşması, oturması, hitabı her şeyiyle farklıydı diğer herkesten.. Sanki Aşk'ı uzun zamandır tanıyormuş gibi gelmişti.. Bir çırpıda tüm hayatını anlatmayı bile düşündü Aşk'a.. Nasıl olduğunu bilmediği bu yakınlık Aşk'ı tanıdıkça Sonsuz'u aşka götürmeye yetmişti belki de..

          Aşk'ın hayatına pek çok kişi girmişti Sonsuz'un aksine.. Pek çok ilişki deneyimi olmuştu ve biliyordu karşısındaki bayanı nasıl etkileyebileceğini.. Nasıl konuşması gerektiğini, nerede durması, nerede harekete geçmesi gerektiğini her şeyi biliyordu.. Sonsuz Aşk ile ilk tanıştığında Aşk'ın onu ürküten tek yanı bu olmuştu zaten.. Sonsuz'un kadın erkek ilişkilerinde kat etmesi gereken çok uzunca bir yol vardı Aşk'ın yanında. Peki ya Aşk bunu bekleyebilir miydi?!"